İdlip savaşı ve sonrasına dair olası senaryolar – Mustafa Peköz

İdlip savaşı ve sonrasına dair olası senaryolar – Mustafa Peköz

İdlip savaşı olacak ve radikal İslamcı güçler tasfiye edilecek. Esas mesele, bundan sonra politik sürecin nasıl işleyeceğidir. İdlip savaşı sonrasında denklemi esasen ABD-Rusya, DSG-Şam görüşmeleri belirleyecektir

Putin-Erdoğan-Ruhani üçlüsünün katıldığı Astana sürecinin devamı olan toplantı Tahran’da yapılırken, Rusya’nın hava kuvvetleri İdlip çevresini bombalıyordu. Peki, Rusya’nın İdlip’e yönelik başlattığı operasyon neyi ifade ediyor? Kimlere nasıl bir mesaj verilmek istendi?
Tahran’da sanıldığı gibi bir müzakere ve pazarlık yapılmadı. Böyle bir durumun varlığını gösteren ciddiye alınabilir bir veri ortaya çıkmadı. Olan şu: Rusya bütünüyle İdlip savaşına odaklanmış durumda. Politik denklemin yönünü radikal İslamcı örgütlerle yapılacak olan görüşmeler değil savaş belirleyecektir. Tahran’da herhangi bir müzakere olmayıp, Putin’in belirlediği planın özellikle Erdoğan’a kabul ettirilmesi anlamına gelen bir biçimsel toplantı olarak gerçekleşti. İran için durum farklıdır ve bütünüyle Rusya ile birlikte hareket etmektedir. Üçlü zirvede kazananın Moskova ve Tahran, kaybedenin de Ankara olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Suriye’deki politik gelişmelerin nereye doğru evirileceğini, politik grupların görüşmelere hangi düzeyde dahil olacağını, Şam’daki iktidar gücünün hangi düzeyde tescil edileceğini İdlip’teki savaşın sonucu belirleyecektir. Aynı şekilde İdlip’teki savaşın boyutlarına bağlı olarak politik ve diplomatik ilişkiler çok daha fazla ön plana çıkacaktır

Son iki yıldır Suriye üzerine yaptığım değerlendirmelerde dikkat çektiğim bir nokta var: Suriye savaşı, İdlip’te biter ve politik süreç başlar. Gelişmeler bu öngörüyü doğruluyor. Bu durum, hem bölgesel ilişkilerde hem de Suriye’deki iç politik rekabetini belirlemede önemli bir faktör olacaktır.

İdlip kimin içini, ne kadar önemli?
Böylesi iç savaşların yaşadığı bölgelerde bazen bir köy dahi stratejik önem bakımından ön plana çıkar. Ancak Suriye savaşında İdlip çok daha önemli bir bölge olarak an plana çıkıyor.
Birincisi, İdlip merkezi ve kasabaları özellikle ağır silahlara sahip olan El Kaide/El Nusra merkezli radikal İslamcı örgütlerin denetiminde bulunuyor. Ayrıca İdlip’te IŞİD’in önemli bir gücü olduğu biliniyor. İdlip’in bu hali hem Beşar Esad yönetimi hem de Demokratik Suriye Güçleri (DSG) için ciddi bir tehlike arz ediyor. Bu nedenle bölgenin iki kazanan gücü Şam ve DSG, İdlip operasyonunu birlikte yürütebilirler ve İdlip sonrası politik-diplomatik müzakere için masaya oturabilirler.
İkincisi, İdlip’te bulunan radikal İslamcı militanların önemli bir kesimini Çeçenistan, Orta Asya ve Çin’in Sincan bölgesinde gelenler oluşuyor. İdlip bölgesinde varlığını gösteren örgütlerin liderlerinin önemli bir kesimi Rusya-Çin sınırlar içinde bulunan bölgelerden geliyor. Putin, bu güçlerin sağ kalmasının orta vadede Rusya için önemli bir tehlike oluşturduğunu biliyor. Bu güçlerin fiziki tasfiyesini esas alan bir askeri strateji izliyor. Bunun dışında bir plan yapmayacaktır.
Üçüncüsü, İdlip savaşının arkasındaki önemli güçlerden biri Çin’dir. Sincan’dan gelip Suriye’de savaşan binlerce İslamcı militan bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda özellikli Sincan kökenli militanların Çin’e giriş yaparak yeni bir çatışma alanı yaratma riski bulunuyor. Bu nedenle Çin, İdlip savaşını arka planda aktif olarak destekleyen ve ekonomik olarak finanse eden güçlerden biridir. Rusya-İran askeri olarak savaşın aktif gücü olurken, Çin ise ekonomik desteği oluşturuyor. Şam-Pekin arasındaki görüşmeler tahmin edilenden çok daha kapsamlı bir düzeyde gelişiyor.
Dördüncüsü ise İran’ın Suriye’deki pozisyonudur. İran, Şam bölgesini jeopolitik bir alan olarak kontrol etmeye çalışıyor. Bölgedeki varlığı, jeo-stratejik gücünü arttıracaktır. Bu durum ne İsrail- Suudi Arabistan ikilisinin ne de ABD’nin işine gelir. İran, ABD kuşatmasını yırtmasının en önemli halkası olarak Suriye’de Akdeniz’e açılmayı görüyor. Bu nedenle İdlip savaşında belki de en önemli kara gücü İran Devrim Muhafızları ve milisleri olacaktır. İdlip’in kontrolünde rol oynayan bir İran, Türkiye karşısındaki politik etkisini de attıracaktır. Ancak bölgedeki politik dengeleri dikkatlice hesaplayan ve ona göre planlayan Rusya, İran’ın Suriye’de politikaları belirleyecek bir konuma gelmesine izin vermez.
Beşincisi, Avrupa Birliği’nin öncelikli hedefi, İdlip üzerinden olası bir göç dalgasını engellemektir. Bu nedenle Rusya-Almanya-Fransa-Türkiye merkezli yapılan görüşmeler esasen hem İdlip gelebilecek olası bir göçü engellemek, orta vadede ise Avrupa’ya akan 1,5 milyona yakın Suriyeli kökenli göçmeni tekrardan göndermek hedefi doğrultusunda şekilleniyor. AB’nin, önümüzdeki birkaç ay içinde Esad rejimi ile diplomatik ilişkilere girebilme olasılığı yüksektir.
Altıncısı, Türkiye’nin askeri, politik ve diplomatik konumudur. Türkiye bu üç alanda da kaybedenler kulübünde yer alıyor. Suriye’de istediği tek bir politika gerçekleşmedi, uyguladığı bütün askeri-politik stratejiler çöktü, öngörülen hiçbir hedef gerçekleşmedi. Tahran görüşmelerinde, “dostum” dediği Putin’de âdeta azar işiten bir cumhurbaşkanıyla karşı karşıya kaldık. Erdoğan, kaç kez “dostum Putin” derken, tersine Putin’den bir kez “dostum” kelimesi duyulmadı. Çünkü masada dostluklar konuşulmuyor, ülkelerin çıkarları konuşuluyor. Bunu anlamayan bir lider ve yönetim hiç şüphesiz ki kaybeder. Tahran toplantısında eli boş dönen ve Rusya’nın savaş politikasını sessizce kabul eden bir Ankara gerçeği var.
Suriye’de hiçbir iddiası kalmayan Ankara, İdlip’te çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacak gibi görünüyor. İdlip savaşında Türkiye’nin öncelikle sayıları yüz binlerle ifade edilen yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalması ve sayıları on binlerle ifade edilen cihatçıların Türkiye’ye yönelmesi çok yüksek bir olasılıktır. Bu nedenle Türkiye’nin çöken Suriye politikasının karşılığı çok daha fazla kaos, çok daha fazla istikrarsızlık olacaktır
Yedincisi, Demokratik Suriye Güçleri’nin İdlip savaşında nasıl bir rol üstleneceğidir. DSG’nin, Amerika’nın onayı olmadan böylesi bir savaşta yer alması pek mümkün değil. DSG, İdlip savaşında aktif olarak yer alması, arka planda ABD-Rusya denkleminde onay çıktığı anlamına gelir. Gelişmeler, DSG’nin savaşa dâhil olacağını gösteriyor. Bu, sadece İdlip üzerinde değil aynı zamanda Afrin ve El Bab üzerinde de dolaylı bir anlaşmanın sağlandığı anlamına gelir. İdlip operasyonun yansıması en çok Afrin ve El Bab bölgesinde hissedilecektir. Savaşın bu bölgeye kayması kaçınılmaz görünüyor.
Burada birinci olasılık, Rusya’nın radikal İslamcı örgütlerin Afrin üzerinde El Bab’a geçişlerine göz yumması, hatta dolaylı teşvik etmesidir. Bu olasılık küçümsenmemelidir. Diğeri ise DSG’nin Afrin’e yönelik bir operasyon başlatma ihtimalidir. DSG’nin Afrin’e yeniden girme planının, ABD’den bağımsız olmayacağı açıktır. Türk ordu birliklerinin Afrin’de çekilmeye başlamaları da her iki senaryonun güncel olduğunu gösteriyor. Bölgede çekilen ordu birliklerinin, Afrin’i ÖSO denen ne olduğu belli olmayan güçlerle korumaya çalışması mümkün görünmüyor. Bunun bir başka anlamı, Afrin ve El Bab’ın, Ankara’nın bütün çabalarına rağmen Suriye ordusu veya DSG güçlerinin eline geçmesi hatta birlikte ele geçirmeleri kaçınılmaz görünüyor.

Sonuç
İdlip savaşı olacak ve radikal İslamcı güçler tasfiye edilecek. Esas mesele, bundan sonra politik sürecin nasıl işleyeceğidir. Rusya bakımından Esad rejiminin kalıcılığı Akdeniz’deki çıkarları için oldukça önemlidir.
ABD tarafından belirlenen stratejik planın başarıyla uygulanmasında da Afrin, El Bab ve İdlip’in geleceği önemlidir. Rusya-ABD arasında yapılacak olan görüşmeler, özellikle Akdeniz’e açılacak bir enerji koridoru oluşturulması belki de en önemli gündem maddesi olacaktır. Bu durum da kısa vadede söz konusu olmaz ama orta vadede Hatay’ın enerji taşıma koridoruna dahil etmesini gündeme getirebilir.
İdlip savaşı askeri, politik ve diplomatik olarak çok yönlü değişimleri sağlayan bir sürecin başlangıcı olacaktır.
İdlip savaşı sonrasında denklemi esasen ABD-Rusya, DSG-Şam görüşmeleri belirleyecektir. Kimin ne kadar etkili olacağını, İdlip savaşı sonrasındaki politik-askeri-diplomatik fotoğraf belirleyecektir.
Mustafapekoz65@gmail.com

Yorumlar

Wordpress: 0